| Yazan: Alıntı / Ali Karataş / www.fikritakip.com,
Tarih: 05-01-2008 22:03
|
Okunma Sayısı : 1028 |
Beğenilme : 43 |
Yayınlama yeri : Kuran'ı Kerim, Makaleler |
Kur’an’ı anlama ve anlamını günümüze taşımada Kur’an öncesi tarihi şartları bilmenin gerekliliği kadar indiği dönemdeki tarihi durumu bilmek de çok önemlidir. Çünkü Kur’an ne indiği dönemdeki durumlardan bağımsız olarak vahyedilmiş ne de o dönem muhatabını görmezden gelmiştir. Bundan dolayı o dönemde gerçekleşen bazı olaylar doğrudan ayetlerin inmesinin nedeni olmuştur. Kur’an’ın o dönem insanını dikkate almasından tamamen mevcut zihniyete saplanıp kaldığı düşüncesi de çıkarılamaz. Biz bunu “Kur’an’ın mevcut durumu dikkate alıp hâkim üst bir mantığa sahip olarak varlık alanında gerçeklik bulması” şeklinde ifade edebiliriz.
Sebeb-i Nüzul-Nüzul Ortamı: Kur’an’daki ayetlerin inmesine sebep olan olaylara “sebeb-i nüzul” ismi verilir. Tabi ki bütün ayetler bir sebebe bağlı olarak inmemiştir. Bir sebebe bağlı olarak inen ayetlerin anlamı da o dönem şartları ile sınırlı kalmamış, her çağda kendisine yönelen zihinlere uyarılarda bulunmuştur. Ayetlerin inmesinin sebebi olan olaylara peygamberimize sorulan sorular da dâhildir. (2. Bakara /215, 217, 220; 5. Maide /4; 7.Araf /187 ) Kur’an’ın indiği dönemin şartlarını genel olarak ifade edebilecek bir kavram olarak “nüzul ortamı” kavramı kullanılır. Bu kavram sebebi nüzulden daha kapsamlı bir anlamayı ifade eder. Sebebi nüzul, ayetlerin inmesine sebep olan belirli başlı olayları ifade ederken nüzul ortamı daha kapsamlı bilgileri bize sunar. Sebebi nüzulü bilmekle ayetin manası daha iyi anlayabilir ve anlamı farklı zamanlara taşıyabiliriz. Sebebi nüzulü bilmenin faydalarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgiler için Ulumu’l-Kur’an’la ilgili eserlere bakılabilir. Nüzul ortamını da “Kur’an’ın indiği dönemin sosyal, ekonomik, inanç, ahlak vb. alanlarla tanımlanması” olarak ifade edebiliriz. Nüzul ortamıyla ilgili verilere sünnet, hadis, siyer ve tarih ile ulaşabiliriz. Verdiğimiz bilgileri üç örnekle somutlaştıralım. 1. Örnek: Nisa Suresi 58. ayetin meali şöyle: “ALLAH size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” Ayetin sebebi nüzulü için şöyle bir haber nakledilir: “Hz. Peygamber (s.a.) Mekke’yi fethedince, Kâbe’ye bakan Osman b. Talha kapıyı kilitlemiş, Kabe’nin üzerine çıkmış ve anahtarı vermeyi reddederek: “ Senin peygamber olduğunu bilseydim onu verirdim” demişti. Hz. Ali anahtarı zorla ondan aldı, kapıyı açtı, Hz. Peygamber içeri girerek iki rekât namaz kıldı, çıkınca amcası Abbas, anahtarı ve şerefli bir görev olan bakıcılığı kendisine vermesini istedi. İşte bu münasebetle yukarıdaki ayet nazil oldu. Efendimiz, Hz. Ali’ye ‘anahtarı eski vazifeliye vermesini ve ondan özür dilemesini’ emretti. Bu olay Osman b. Talha’nın da Müslüman olmasına sebep teşkil etmiştir.” Bu haberi göz önüne almadan da ayet bize bir anlam vermektedir. Fakat ayete sebep olarak gösterilen rivayeti dikkate alarak ayeti okuduğumuzda bize farklı anlam pencereleri açılabilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) Müslüman olmadığı halde bile görevini gereği gibi yerine getiren şahsa görevi vermede bir beis görmemiştir. 2. Örnek: Peygamberimize sorulan bir soru, 33. Ahzab Suresi 63. ayet: “İnsanlar, sana kıyamet-saatini sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın katındadır." Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir.” Peygamber Efendimize bu soruyu çoğunlukla kâfirler ve münafıklar soruyorlardı. Bu soruyla bilgi edinmeyi amaçlamıyor, aksine alay etmek istiyorlardı. Aslında onlar ahiret hayatına inanmıyorlar ve bunu sadece boş bir tehdit olarak kabul ediyorlardı. 3. Örnek: 33. Ahzab Suresi 9. ayet: “Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmadığı gibi, "zıhar" yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerinde tutmadı ve evlatlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir.” Ayette üç önemli nokta karşımıza çıkıyor. 1. Allah’ın bir adamın göğsünde iki kalp yaratmaması: Araplar akıllı kişilerin iki kalp taşıdığına inanırlardı Yüce Allah bu inancın doğru olmadığını, her insanın bir kalbi bulunduğunu beyan etmiştir. 2. Zıhar: Araplar arasındaki bir geleneğe göre, bir adam karısına «sen bana anamın sırtı gibisin» dedi mi, o kadın kendi anası gibi kabul edilir ve artık o adam ona yanaşamazdı. İşte buna «zıhâr» denirdi. 3. Evlatlıkların öz oğul olmaması: Yine Araplar arasında geçerli olan bir geleneğe göre de evlat olan çocuğun adamın kendi oğlu gibi kabul edilmesiydi. Evlatlık asıl babanın adıyla değil, kendisini evlat edinenin adı ile çağrılırdı. Kur’an bu uygulamayı kaldırarak evlatlığa evlat hükümlerinin uygulanamayacağını beyan etmiştir. Ayetin genel çerçevesi bir başka mantığı da bizlere sunmaktadır. Bu da şudur: nasıl bir insan da iki kalp bir arada bulunamazsa, hem annelik hem zevcelik, hem başka soydan evlâtlık hem gerçek de oğul olma vasfı birleşemez. Ayeti anlamada nüzul ortamıyla ilgili bilgilere ihtiyaç burada kendini göstermektedir. Bu bilgiler olmadan da belki bir anlama ulaşabiliriz ancak ayetin bizlere açmak istediği pencereyi görmek bahsedilen enstrümanları dikkate almadan mümkün olmayacaktır. Onun için Kur’an’ı anlamada metin dışı anlama ölçülerini bize veren sebeb-i nüzul ve ortam bilgisine gerek vardır. Sonuç: Yazımızda vahyin inmesine sebep olan olayları ve nüzul ortamını bilmenin Kur’an’ı anlamadaki önemini iki örnekle açıklamaya çalıştık. Nihai olarak ifade etmeye çalıştığımız şey aslında Kur’an’ı tarihi gerçeklerden bağımsız olarak anlama mantığının bir sonucu olan mealden yola çıkarak Kur’an’ın anlam dünyalarına ulaşma paradigmasının bizlere fazla pencereler açmayacağıdır. Son Güncelleme : 05-01-2008 22:03
|
|
|
Okuyucu yorumları  |
|
Ortalama Üye Değerlendirmesi
(0 Oylama)
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|