Firavun
 

Yazan: Ahmed Kalkan / www.ahmedkalkan.net, Tarih: 19-01-2010 20:11

Okunma Sayısı : 229

Beğenilme : 26

Yayınlama yeri : Genel, Köşe Yazarları Liste

Zannedildiğinin aksine, “Firavun” özel isim değil; cins isimdir. Firavun, Mısır’da hüküm süren Amelika krallarına verilen ünvandır. Türklerin hükümdarlarına hakan, Bizanslıların krallarına kayzer, İranlılarınkine Kisrâ denildiği gibi, eski Mısırlılar da krallarına firavun derlerdi. İslâm dil bilginlerine göre “firavun” kelimesi, kibir ve gurur anlamına gelen “Fer’ane” ya da “tefer’ane” kelimesinden gelir. Çoğulu “ferâine”dir.

Kelimenin bu anlamı nedeniyle kibirlenen, zulüm yapan kişi için “adam firavunlaştı” anlamında “tefer’ane’r raculü” denir. Kök anlamı dışında firavun kelimesinin sapma ve saptırma, bozulma ve başkalarını bozma, zarara girme ve zarara uğratma anlamlarında da yaygın bir kullanılışı vardır. Buna göre her zâlim, sapkın ve mütekebbir kişi firavundur. Kur’an da kelimeyi bu yorumu doğrulayacak biçimde kullanır. Sözgelimi Hz. Yusuf dönemindeki Mısır kralı Firavun olarak nitelenmezken, Hz. Musa dönemindeki krallar Firavun olarak anılır.
Kelimenin anlamı, diğer bir görüşe göre, güneş tanrısının oğlu demektir. Eski Mısırlılar güneşe Ra adını vermiş ve ona yüce tanrı diyerek tapınmışlardır. Mısır inançlarına göre her kral iktidarını Ra ile olan ilişkisine dayandırır ve kendisini Ra’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak empoze ederdi. Zamanla Ra soyundan geldiğini savunan krallar, kendilerinin de “Yüce Rab” olduklarını halka kabul ettirmek amacıyla Firavun (güneş tanrısının oğlu) ünvanını kullanmaya başladılar. Firavun kelimesi, Eski Mısır dilinde "büyük ev" anlamındaki Per'ao'dan gelmektedir. Kelime, Tevrat'ın Yunanca tercümesinde Farao olarak karşılanmıştır. Günümüz batı dillerinde ise Pharaoh (İng.), Pharaon (Fr.) ve Pharo (Alm.) şeklinde kullanılmaktadır. Fir'avn (çoğulu ferâine) kelimesinin Arapça'ya İbrânîce'den veya Süryânîce'den geçtiği ileri sürülmektedir.
“Firavun” Kimliği; Hz. Musa’nın Fir’avn’ı ve Her Tâğutun Ünvanı
Kur’an, Hz. Musa ile ilişkisi nedeniyle sık sık andığı Firavun’un kimliğinden söz etmez. Buna karşılık Cevherî gibi bazı İslâm bilginleri, Kur’an’da geçen Firavun’un Velid bin Mus’ab olduğu görüşündedirler. Fakat söz edilen Firavun, gerçekte iki ayrı hükümdardır. Bunlardan ilki, Hz. Musa’nın doğduğu sırada Mısır’ı yöneten ve Hz. Musa’yı sarayında büyüten Firavun; diğeri de Hz. Musa’nın risâletle görevlendirildiği sırada iş başında olan Firavun’dur. Çağdaş tarih araştırmacılarına göre bu ilk Firavun, M.Ö. 1292-1225 yılları arasında hüküm süren II. Ramses; ikincisi ise II. Ramses’in oğlu Meneftah’tır. Ne var ki, Hz. Musa’nın dönemi kesin olarak tesbit edilemediği için bu görüşün yanlış olması da mümkündür. Kaldı ki tarihsel kişiliklerin tesbit edilip edilmemesi fazla bir önem taşımaz. Çünkü Kur’an, kimlikler üzerinde durmayarak, ilâhî mesaj karşısında yer alan evrensel Firavun tipinin özelliklerini vurgular.
Fir’avn, diliyle veya hal diliyle tanrılık iddiasına kalkışan her tağutun ünvanı olabilecek şekilde prototiptir. Fir’avn, Keyhüsrev’in Mısır’ı ele geçirip İran’a katmasından önce, Mısır’da hüküm süren hükümdarlara verilen ünvandır. Milattan önce 3000 ilâ 525 yılları arasındaki 2500 yıllık zaman parçasında Mısır’da egemen olan hükümdarların ünvanıdır. Özellikle tanrılık iddiasında bulunduğu için Hz. Musa’nın mücadele ettiği azgın Mısır hükümdarının adı yerine geçmiştir. O yüzden bu tarihî şahsiyete “Fir’avn-ı Musa” da denir.
Kur'an'da Firavun'un Hayatı;
Bâtıl Mücadeleyle Geçen ve Helâkle Biten Bir Ömür
“Fir’avn’a git, çünkü o azmıştır. De ki: ‘(Nasıl,) tezkiyeye/arınmaya gönlün var mı? Seni Rabbine (O’nu bilmeğe) ileteyim de O’ndan korkasın.’ (Musa gitti, ALLAH’ın emrini Fir’avn’a duyurdu.) Ona büyük mucizeyi (asânın ejderha oluşu mucizesini) gösterdi. Fakat o, (Musa’yı) yalanladı, karşı geldi. Sonra sırtını döndü, koşmağa başladı (Musa’nın getirdiklerini iptal etmek için bütün gücüyle çalışmaya koyuldu). (Adamlarını) topladı, (onlara) bağırdı: ‘Ben sizin en yüce rabbınızım!’ dedi. Allah da onu, (sonrakilere ve öncekilere ibret olacak biçimde) ahiret ve dünya azabıyla yakaladı. Şüphesiz bunda (Allah’tan) korkacak kimse için ibret vardır.” (79/Nâziât, 17-26)
Kur’an’da “Firavun” kelimesi 74 yerde geçer. Allah’tan korkacak kimseler için ibret olsun diye Firavun’dan 170’in üzerinde âyette söz edilmektedir. Başta 7/A’râf, 20/Tâhâ ve 26/Şuarâ surelerinde olmak üzere, Bakara, Âl-i İmran, Enfâl, Yunus, İbrahim, İsrâ, Mü’minûn, Neml, Kasas, Ankebut, Sâd, Mü’min, Zuhruf, Duhân, Kaf, Zâriyât, Kamer, Tahrim, Hakka, Müzzemmil, Nâziât, Bürûc ve Fecr sûrelerinde Firavun’dan bahsedilmektedir.
Firavun, kendi gücüne kimsenin erişemeyeceğine inanan (10/Yûnus, 83), servetine şükredeceğine nankörlük yapan (10/Yûnus, 88), yaptığı iyilikleri başa kakan (26/Şuarâ, 18) azgın bir kimsedir (20/Tâhâ, 24). Alaycı ve küçümseyicidir (26/Şuarâ, 25-26; 43/Zuhruf, 52). Sözünde durmayan, sağlam bir karaktere sahip olmaktan uzak bir şahsiyettir (7/A’râf, 134). Nefsini ilâh edinmiştir ve onun yolunda her şeyi KURBAN etmeye hazırdır. Zorbadır, İsrâiloğullarını büyük zulümlere mâruz bırakır, eziyetler birbirini izler (2/Bakara, 45), Diktatördür, kendisini rab olarak görmekte ve ilâhlık iddiasına karşı çıkan her akıl sahibini yok etmeye çalışmaktadır (7/A’râf, 123-124).
Otoritesini sarsacak en ufak harekete bile tahammülü yoktur (26/Şuarâ, 29). Halkı ardından sürükleyebilmek için ilericiliğine dair söylevler verir (45/Câsiye, 29). İktidarının yükü, mazlumların sırtındadır (44/Duhân, 31). Büyük bir topluluğa kendisini rab olarak benimsetmesi ona güven verir. Bu topluluk, onun en önemli dayanaklarından birisidir (26/Şuarâ, 56). Halbuki Allah, nice büyük, güçlü ve zengin toplulukları yok etmiştir (28/Kasas, 78) ve Allah, halkı ıslahatçı olduğu halde bir memleketi helâk etmez (11/Hûd, 116-117).
Hz. Musa’nın doğduğu zaman Mısır’ı yöneten kişi Firavun’dur. Firavun, zorbalığa yönelmiş, halkını sınıflara ayırmıştır. Aralarından bir zümreyi (İsrâiloğullarını) güçsüz düşürmek için oğullarını boğazlamakta, kızlarını diri bırakmaktadır. Tam bir bozguncudur (28/Kasas, 4). Kur’an’da Firavun’dan “zü’l-evtâd (kazıklar sahibi)” (89/Fecr, 10) diye de söz edilmektedir. Saltanat sahibi olan bu azgın, kızdığı kişileri kazığa bağlayarak işkence ediyordu. Nitekim, Firavun ailesi, İsrailoğullarına “azabın en kötüsünü revâ görüyor, yeni doğan erkek çocuklarını boğazlayıp fenalık için kızları sağ bırakıyordu.” (2/Bakara, 49-50).
Hz. Musa böyle bir ortamda, ezilen zümrenin bir üyesi olarak dünyaya geldi. Normal şartlarda hayatta kalabilmesi mümkün değildi. Fakat Allah zayıf düşürülenlere lutufta bulunmak, onları önderler yapmak ve zâlimlerin mirasçısı, o yerlerin hâkimleri durumuna getirmek istiyordu (28/Kasas, 5-6). Bu irâdenin gerçekleşmesi için de Hz. Musa’nın hayatta kalması gerekiyordu. Annesine Musa’yı denize bırakması vahyedildi. Böylece Musa, hem Allah’ın, hem de İsrâiloğullarının düşmanı olan Firavun’un sarayına getirildi. Firavun ve ailesi, ileride kendilerine düşman olacak çocuğu kendi çocuklarıymış gibi besleyip büyüttü (28/Kasas, 7-14). Hz. Musa, gençlik çağında bir Kıptînin ölümüne sebep olduğu için Mısır’dan kaçarak Medyen’e gitti. Hz. Musa kaçarak ayrıldığı Mısır’a on yıl sonra Allah’ın rasulü olarak yeniden dönecektir.
Ve... İbretler, İbretler...
Hz. Musa, Medyen’den dönerken risâletle görevlendirildi (20/Tâhâ, 11-14). Doğrudan Firavun’a gidecek (20/Tâhâ, 24), Allah’ın âyetlerini tebliğ edecek (20/Tâhâ, 42), ondan İsrâil oğullarını serbest bırakmasını, onlara baskı ve işkence yapmamasını isteyecekti (20/Tâhâ, 47). Firavun, azgın bir zorba (44/Duhân, 31) ve müstekbir (büyüklük taslayan) (29/Ankebut, 39) bir kraldı. Kavmi de bir zâlimler topluluğu (26/Şuarâ, 10) haline gelmişti. Hz. Musa, bütün âyetleri, delilleri ortaya koyduğu halde, O'nun çağrısına Firavun büyük bir inatla karşı çıktı. Bu andan itibaren Hz. Musa ile Firavun arasında başlayan büyük mücadele, Kur’an’da ayrıntılı biçimde gözler önüne serilir. Kur’an’ı izleyerek bu mücadeleyi ana hatlarıyla şöyle tesbit edebiliriz: Firavun, ilâhî mesajla kendisine gelen Hz. Musa ve Hz. Hârun’u önce iddialarından vazgeçme-meleri ve kendisinden başka bir ilâh tanımaları durumunda hapse atacağını söyleyerek (26/Şuarâ, 29) sindirmeye çalıştı. Başaramayınca, sarayda büyütülüşünü hatırlatarak (26/Şuarâ, 18) minnet altında bırakmayı denedi. Bu da tutmayınca, “Rabbiniz kimdir?” (20/Tâhâ, 49) ve “Önceki nesillerin durumu nedir?” (20/Tâhâ, 51) gibi sorularla sınamaya, tartışma yoluyla susturma yoluna başvurdu; deli olduğunu iddia ederek sözlerini geçersiz kılmaya çalıştı (26/Şuarâ, 27). Bunda da başarılı olamayınca, çaresiz Hz. Musa’dan, getirdiğini iddia ettiği âyetleri (mûcizeleri) göstermesini istedi (26/Şuarâ, 31).
Hz. Musa, kendisine bağışlanan asa ve beyaz el mûcizelerini gösterince Firavun bu kez de onu sihirbazlıkla, kendilerini yurtlarından çıkarmayı planlamakla suçladı (20/Tâhâ, 57). Hz. Musa’nın bir sihirbaz ve dolayısıyla peygamberlik iddiasının temelsiz olduğunu kanıtlamak amacıyla ülkesinin önde gelen sihirbazlarını toplayarak onunla yarıştırdı. Fakat sihirbazların bir sihir değil; mûcize karşısında bulunduklarını anlayarak müslüman olmaları nedeniyle amacına ulaşamadı. Üstelik bir bayram günü, halk önünde cereyan eden yarışma Hz. Musa’nın lehine sonuçlandı (20/Tâhâ, 58-70). Bütün kozlarını kullanan Firavun, bütün zorbalar gibi zulme, katliama başvurdu. Hz. Musa’ya iman edenlerin oğullarının öldürülmesini, kadınlarının sağ bırakılmasını emretti (40/Mü’min, 25). Bununla da yetinmeyerek Hz. Musa’yı öldürtmeye kalkıştı. Fakat kendi ailesinden bir mü’min kimsenin uyarısı üzerine vazgeçti (40/Mü’min, 26-35). Allah, belki gerçeği görür ve kabul ederler diye Firavun ve halkını kıtlık, tufan, çekirge gibi çeşitli azap ve felâketlerle cezalandırdı. Her felâket sırasında Hz. Musa’ya başvurarak Allah’a DUA etmesini istediler; azabın kaldırılması halinde iman edeceklerine dair söz verdiler, fakat azap kaldırılınca sözlerinden döndüler.
Firavun, Mısır mülkünün kendisine ait olduğu, düzgün konuşamayan Hz. Musa’dan daha iyi olduğu, doğru söylemiş olsaydı Hz. Musa’ya güç ve saltanatın simgesi olan altın bileziklerin atılması ya da yardımcı melekler gönderilmesi gerektiği gibi söz ve gerekçelerle halkının itaatinin devamını sağladı (43/Zuhruf, 48-54).
Firavun’un, çevresinin ve halkının ilâhî mesajı kabul etmeyecekleri, zulüm ve işkencelerinin sona ermeyeceği kesinlik kazanınca Hz. Musa’ya İsrâiloğullarını bir gece Mısır’ dan çıkarması emri verildi (26/Şuarâ, 52). Durumu öğrenen Firavun, hemen harekete geçerek büyük bir ordu topladı (26/Şuarâ, 53). Amacı, İsrâiloğullarını bütünüyle yok etmekti. Ama Allah’ın da bir hesabı vardı. Firavun ve ordusu, Hz. Musa ve İsrâiloğullarına yol vermek için yarılan Kızıldeniz’in yeniden birleşen suları içinde yok olup gitti (26/Şuarâ, 60-66). Böylece Allah, Firavun ve halkını tapınırcasına sevdikleri şeylerden; çeşmelerden, bahçelerden, hazinelerden, o güzel yerlerden çıkardı ve bunları İsrâiloğullarına miras yaptı (26/Şuarâ, 57-59). Zorba Firavun, Kızıldeniz’in suları arasında artık her şeyin bittiğini, boğulacağını anlayınca, “Gerçekten İsrâiloğullarının inandığından başka ilâh olmadığına iman ettim; ben de müslüman-lardanım” dedi; ama iş işten geçmişti. “Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun!” denildi. Cesedi, gelecek nesillere ibret olması için denizden kurtarılarak bir tepeye atıldı (10/Yûnus, 90-92).

Son Güncelleme : 01-05-2010 11:08

   
Quote this article in website
Favoured
Print
Send to friend
Related articles
Save this to del.icio.us

Anahtar kelimeler : Ahmed Kalkan


Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2010 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Kimler Sitede?

Şuanda 13 misafir bağlı

Köşe Yazarları

Image
Tarikat mı Sakın Ha!
Image
Araçsal aklın sefaleti ve İslâm'ın "ufuklar"ı
Image
Cennete de Cehenneme de Götüren Füze: ZAMAN
Image
Günümüzde Bir "Direniş Teolojisi"ne Duyulan İhtiyaç
Image
İslam ve İctihad
Image
En büyük fetih, insanın kendi vücudunda yaptığı fetihtir!..
Image
Gazze'de insan kanı sudan ucuz mu?
Image
HAKLA BÂTILIN KOALİSYONU: UZLAŞMA
Image
Çağ tutulması
Image
ALLAH'I HAKKIYLA TAKDİR ETMEK
Image
İNSANI İNSAN YAPAN ÖZELLİKLER
Image
Peygamberimizi sevmek