Şüphesiz yerde ve gökte ALLAH'a hiçbir şey gizli kalmaz. 3 / 5
 
Meal mi? Tefsir mi?
 

Yazan: Alper Akçınar, Tarih: 27-06-2009 11:15

Okunma Sayısı : 418

Beğenilme : 15

Yayınlama yeri : Serbest Kürsü, Makaleler

 Vollbild anzeigenTürkiye’de Kuran’dan ne şekilde faydalanılacağı hep tartışılagelen bir sorun olmuştur. Bilhassa son yıllarda artış gösteren ve her geçen günde yenileri eklenen Kuran mealleri ile birlikte bu tartışma devam etmektedir.

Kuran´la şimdiye kadar tanışmamış, daha doğrusu anladığı dilden Kuran’ı okumamış kitleler, belli çevreler tarafından Kuran meali okumaya yönlendirilmekteler. Büyük oranda geleneksel görüşe sahip diğer bir kesim ise Kuran’ı ya Arapça öğrenerek orjinalinden okumayı yada bir tefsirden okumayı salık vermekteler.

Kuran’ın bir tefsir yardımıyla okunması gerektiğini söyleyenler gerekçe olarak; Arapça’nın çok anlamlı bir dil olduğunu, meal yapan kişinin bu anlamlardan sadece birini seçtiğini bu şekilde Kuran’ın tam olarak bir başka dile çevrilemeceğini, Kuran’ı anlayabilmek için bu konuda uzman kişilerin tefsirine ihtiyaç oldugunu öne sürmekteler.

Kuran’ı mealinden de okunarak anlaşılabileceği görüşünü taşıyanlar ise; Kuran’ın son ve evrensel bir kitap olduğu için tüm insanlar tarafından anlaşılması gerektiğini, bunun da Kuran meali yoluyla olabileceğini söylemekteler.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; dil (Arapça) kutsal değildir, mesajın insanlara iletilmesi için bir araçtır. Kutsal olan Kuran’ın mesajıdır. Kuran başka bir topluma gönderilmiş olsaydı, bu dil gönderildiği toplumun dili olacaktı. Nitekim Kuran’dan önce yollanan mesajlar da o toplumun diliyle gönderilmiştir.(bkz. Kuran 12/2, 14/4)

Dünyada yüzlerce dil konuşulmaktadır. Kuran mesajının tüm insanlara ulaşması için tüm dillere çevrilmesi kadar doğal birşey olamaz. İnsanlar neye inandıklarını anlamak ve tasdik etmek durumundadırlar. Arapça’nın çokanlamlı bir dil olması ve çevirisinde ki zorluk, çeviri yapanın iki dile olan vukufuyeti ile ilişkilidir. Eğer mütercim Arapça’ya oldugu kadar hedef dile de vakıfsa, yapılan çeviri o oranda başarılı olacaktır. Ayrıca herkesin Arapça öğrenmeye imkânı olmayabilir. Bu durumda yapılacak olan şey Kuran’ın bir başka dile çevrilmesi olacaktır.

 

Konuyu Türkiye özelinde ele alacak olursak kendine müslüman diyen herkes Kuran’ı anladığı dil olan Türkçe olarak okumalıdır.

Peki bugün Türkiye de mevcut mealler özellikle yeterli islami bilgisi olmayan insanlara faydalı olabilirler mi? Yoksa bazı sebeplerden dolayı bu meallar yoluyla insanlar da Kuran hakkında yanlış bir takım düşünceler oluşabilir mi?

 

Aşağıda bir takım ayetlerle bu konu ele alınıp bazı mülahazalarda bulunulacaktır.

 

ALLAH’ın Mahiyeti

 

Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.  Hadid, 57/ 4

Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır. Hakka,69/ 17

Doğu da batı da Allah'ındır. Nereye yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Bakara, 2/ 115

Sadece o bağış ve celal sahibi Rabbinin yüzü kalacaktır. Rahman, 55/27

Vahyimize bağlı olarak gözlerimizin önünde gemiyi yap. Hud, 11/37

Rabbin gelip melekler saf saf dizildiğinde. Fecr, 89/22

O göktekinin, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? Mülk, 67/16

 

Allah’ın Dilemesi Hidayet-Dalalet

 

Eğer Allah dileseydi, sizi elbette tek bir ümmet yapardı. Fakat o dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğine de doğru yolu gösterir. Yaptıklarınızdan elbette hesaba çekileceksiniz. Nahl, 16/93

Kötü işler kendisine süslenip, onu güzel gören kimse böyle midir? Allah, dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini doğru yola çıkarır. Öyleyse onlar için kendini üzülüp durma. Allah, onların ne yaptıklarını biliyor. Fatır, 35/8

Allah, dilediği kimseyi dosdoğru yola yöneltir. Nur, 24/46

 

 

 

İnsanın Nankörlüğü- Zaafları

 

O kahrolası insan, ne nankör şey. Abese, 80/17

İnsan Rabbine karşı çok nankördür. Adiyat, 100/6

İnsanlar aceleci olarak yaratılmıştır. Enbiya, 21/37

 

Şimdi bir an için dini bilgisi yeterli seviyede olmayan bir kimsenin Kuran’ı anlamak amacıyla edindiği bir Kuran mealinden yukarıdaki ayetleri okuduğunu düşünelim. Bu kişinin aklına bu ayetleri okuduktan sonra şu sorular gelebilir:

 

Allah bir cisim mi, kütlesi mi var ki melekler onu taşıyor?

Allah gökte mi? sonra aşağıya mi inecek?

Alllah’ın yüz, göz gibi organları mı var?

 

Allah neye göre kimi insanları sapıklıkta bırakıp, kimilerini doğru yola getiriyor. Yoksa bunları insanların yaratılışında mı takdir ediyor?

Allah istediğini doğru yolda tutuyorsa biz neye göre ahirette azap yada ödüle maruz kalacağız? Bu durumda biz nasıl imtihan olmuş olacağız? Hani biz amellerimize göre değerlendirilecektik?

 

İnsan niçin aceleci olarak yaratılıyor? Bu insanın günaha meyleden bir karaktere sahip olmasına yolaçmaz mı? vs. vs.

Bu tür sorular devam edip gidebilir..

 

Bu kez de şu ayet grubuna bakalım:

 

Ve doğru yolu bulanlara gelince: Onların başarısını arttırmaktadır ve onlara, korunma duygusu vermektedir. Muhammed, 47/17

Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör. İnsan, 76/3

 Kim doğru yolu seçerse, kendisi için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi aleyhinde sapmış olur. İsra, 17/15

Kim âhiret mahsülü isterse, onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz. Şura, 42/20

Gerçek şu ki biz insanı en güzel şekilde yaratırız. Tin, 95/4

 

Bu ayetlerle ilgili de şu yorumlar da bulunulabilir: Her insan kendi eylemlerine göre muameleye tabi tutulur. Eğer insan doğru yolu seçmeyi dilerse o yolda hareket ederse, Allah’da ona o yolu bulmasında yardımcı olur. Sapkınlığı dilerse ve o tür eylemlerde bulunursa o yolda ilerlemesini sağlar. Yani kişinin doğru yada yanlış yola (hidayet-küfr) ulaşması kendi iradesi sonucu olur.

 

Kuran’ın genel mantığı da bunu gerektirir. Aksi insana hak etmedigi bir karşılık (ödül veya azap) vermek olur ki bu Allah için düşünülemez. Allah herkese hak ettigi şekilde muamele eder(3/82).

Acaba ayetler arasındaki bu farklılık neden kaynaklanıyor olabilir? Kuran’da çelişki olmayacağına göre (4/82) bu husus nasıl izah edilebilir?

 

Allah, Kuran’da çeşitli örnekler verirken hitap ettigi toplumun inançlarını, alışkanlıklarını, kutsal saydığı objeleri, onların genel inanç ve düşünce yapısını gözönünde bulundurur. Tıpkı onlara anlayacakları dil olan Arapça Kuran gönderdiği, kendileri gibi bir insanı elçi olarak seçtiği gibi mesajında da onların kavrayabileceği bir dil kullanır. Kuran’da geçen el, yüz, taht, Allah’ın gelmesi gibi ifadeleri bu bağlamda anlamak gerekir. Yani Kuran, gündeme getirdiği konuları mesajın indirildiği toplumun tanıdığı şeyler, nesneler yardımıyla aktarır. Yoksa Allah’ın bizim bildiğimiz anlamıyla bir eli, yüzü herhangi bir organı yoktur. Allah hiçbir şeye benzemez, O mahiyeti kavranamaz bir varlıktır.(bkz.42/11,112/3)

 

İnsanın nankör ve aceleci oldugunu ifade eden ayetlerde ise (80/17, 100/6) aslında bahse konu olan insanların tümü değil, Allah’ın varlığını, otoritesini inkar eden zümredir. Burada nankör olarak tasvir edilen grup kafir bir insan grubudur. Bu grubun alaya alarak acele istedileri ise azaptır.(bkz. Enam, 6/57-58)

 

Dolayısıyla sözkonusu olan ayetleri çevirirken, ayette kimlerin ve neyin kastedildiği, meale ya parantez yoluyla ya da dipnot düşülerek yansıtılması gerekir. Bu atlanılamayacak bir zorunluluktur. Bu yapılmadığı taktirde okuyucu bazı ayetleri yanlış anlayabilir.

Kuran’ı bir mealden okuyan kişiye  „Allah’ın ne dediğinin yanında ne demek istediğini“ anlamada meal sahibi yardımcı olmalıdır. Örnek olması hasebiyle yukarıda verilen ayetlerden bazıları şu şekilde de çevrilebilir:

 

Kahrolası kafir/müşrik insan ne kadar da nankördür. 80/17

Kafir insan rabbine karşı pek nankördür. 100/6

Kafir insan [azap ve helak konusunda] pek aceleci bir yapıya sahiptir.21/37

(Kuran çevirileri için bkz.M. Öztürk Kuran-ı Kerim Meali –Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri-  Otto Yay. s.324,584,599)

 

 

 

Kuran’ın Bazı Özellikleri

 

Bu misallerden sonra Kuran’ın genel yapısı ve üslubuyla ilgili bazı hususları tespit etmek yerinde olacaktır.

 

Kuran’da şöyle bir ayet yer alır: Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. Nisa, 4/93

Bu ayete göre sanki -kasden adam öldüren bir kişi her halukarda ebedi cehennem azabına uğrayacaktır- gibi bir mana çıkmaktadır. Ancak bir başka ayet ise bu ayeti adeta tefsir eder:

 

Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip de iman edenlere gelince, şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra, Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir. Araf, 7/153

 

Bu ayette de Allah, kişi tevbe ettikten sonra onun günahlarını bağışlayabileceğini söylemektedir

Peki Kuran neden böyle bir üslup kullanıyor? Yani bir ayette söylenen neden bir başka ayetle çelişir gibi oluyor yada bir ayet başka bir ayetle açıklığa kavuşturuluyor? Niçin bütün konular derli toplu birarada aktarılmıyor?

Bu sorulara verilebilecek muhtemel cevaplar şunlar olabilir:

 

- Kuran da hitap edilen kesimler farklıdır. Allah bazen Ehli Kitabı, bazen müslümanları, bazen de müşrikleri hedef alarak buyruklarını gönderir. Mesela „Allah’ın dilemesi“ ile ilgili ayetler aslında Allah’ın otoritesiyle ilgilidir. Bu ayetlerde genel olarak Allah, müşriklere yönelik hiçbir ortak kabul etmediğini vurgulayarak, herşeyin hükmünün yalnızca kendisinde olduğunu bildirir. Bu tür ayetlerle, Kuran hükümlerinin bazılarınca kabul görmemesi üzerine olumsuz bir psikolojiye giren Peygamber teselli edilerek, onların hidayetinin Peygamberin elinde olmadığı bunu sadece Allah’ın gerçekleştirebileceği söylenir. Bu yönüyle Kuran parçadan bütüne doğru değil, bütünden parçaya doğru anlaşılmaya çalışılmalıdır.

 

- Kuran konuları genele serpiştirerek aktarır. Yani bir konudaki görüşlerini farklı boyutlarda değişik yerlerde (sure ve ayetlerde) ele alır. Bu da bizim bir konuda Kuran’ın ne dediğini anlamak için o konudaki tüm ayetleri birarada düşünmemizi zorunlu kılar.

 

- Bu bağlamda aslında tekrarmış gibi gözüken konuları farklı yerlerde bize farklı bir şekilde sunar. Böylece konuların okuyucunun aklında  kalmasına yardımcı olunur.

 

- Kuran – deyim yerindeyse- masa başında hazırlanmış bir kitap, önceden kurgulanmış bir senaryo değildir. O canlı bir hitaptır. Hitap ettiği toplumun eylemleride Kuran ayetlerinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Kuran’ın 23 yıl gibi bir sürede aşama aşama gönderilmesi de bunun bir göstergesidir. Kuran’da geçmiş toplumlardan ve peygamberlerden bahsedilmesinin yanında –ki bu bir hesaba göre Kuranın 3/2 sini teşkil eder- vaaz ettigi konular bizzat indirildiği toplumun sorunları ve işledikleri fiillerle ilgilidir. Bir ayetinde, Peygamber kürsüde cemaata konuşurken  onu bırakıp ganimet paylaşımı için dağılan sahabe eleştirilir. Bir başka ayetinde toplum tarafından yapılması yasak olan bazı uygulamalar değiştirilir. Bir yerde peygambere soru soran bir kadının sorusuna yanıt verilir. Bir başka yerde mirasın nasıl paylaşılacağı ile ilgili hükümler yeralır. Kısacası, Allah hayatın tümüyle ilgili farklı yerlerde farklı konularla ilgili emirler verir. Bir benzetme yapmak gerekirse, Kuran’da aktarılan bilgiler bir filmdeki değişik sahneler gibidir. Bir yerde, yapılan bir karı kocanın tartışmasından aktarımlarda bulunulur, diğer tarafta bir savaş sonrası yapılan tavsiyeden bir enstantaneye yer verilir v.b. Hayatın farklı kesitleriyle ilgili değişik örneklemeler yapılır.

 

- Allah’ın Kuran’da bazı ayetlerde indirdiği husus toplum tarafından bilinmektedir. O yüzden konunun toplum tarafından bilinen kısmına değinilmez. Mesela, Hz. Ayşeye yapılan iftirayı konu alırken, konunun bazı ayrıntılarına ve faillerine yer verilmez. Çünkü bu unsurlar o toplum tarafından bilinmektedir. Kuran’ı sonradan okuyan bir kimse, o ayetle bizzat muhatap olan kişi gibi değildir. Burada Kuran’ı bir başka dile çeviren kişiye düşen görev, okuyucuya  o ilk muhatap kitlenin sahip olduğu olaydan bahsetmektir ki Kuran’ı okuyan o ayeti daha iyi anlayabilsin.

 

- Kuran’da Allah hitabi bir dil kullanır. Bu yazılı bir eserle, serbest şekilde yapılan konuşma arasında ki fark gibidir. Bir konuşmanın yapıldıktan sonra yazılı hale getirildiğini farzedelim. Konuşmanın etkisi, konuşmayı dinleyen kişi ile aynı konuşmayı yazılı halinden okuyan kişi de aynı olmaz. Hatip konuşurken yaptığı vurgular, duraklamalar, mimikler konuşmanın yazılı halinde fark edilemeyebilinir. Kuran’daki üslup konuşma dili- yazı dili farkı gözetilirse daha çok konuşma dili izleri taşır. Kuran’ı çeviren kişi bu hususa mümkün olduğunca dikkat etmelidir, konuşma dili özelliklerini çeviriye olabildiğince az kayıpla dönüştürebilmelidir.

 

Kuran meali yapan kimse Kuran’ın genel özelliklerinden dolayı bir ayet ile ilgili bir başka ayete vurgu yapmak, gerektiğinde parantez içi açıklamalar veya dipnotlarla okuyucuyu bilgi sahibi yapmalıdır.

Meali yapan kişinin bir başka görevi, adeta farklı parçalar halinde bulunan bir fotoğrafı bir araya getirerek fotoğrafın daha iyi görülmesini sağlamaktır. Bu Kuran için bir eksiklik değildir. Yukarıda tasvir etmeye çalıştığımız gibi, hitap ettigi ilk muhatap kitle ile biz müstakbel okurlar arasındaki farktan kaynaklanan bir durumdur.

  

Harfi tercüme metodu ile yapılmış Kuran mealleri bazı zaaflar içermektedir. Bu şekilde yapılmış bir meali Kuran’ı ana dilinden daha önce okumamış bir kitle tarafından okunması, onların Kuran’ın hiç bir şekilde vaaz etmediği bir takım yanlış düşüncelere kapılmasına yol açabilir. Bu sebeple yapılan çevirilerin daha geniş hacimli meal-tefsir türü eserler şeklinde olması, Yüce Rehber’in toplum tarafından daha iyi anlaşılması için faydalı olacaktır. Elbette Kuran hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler, ayetleri daha ayrıntılı olarak açıklayan kapsamlı bir tefsirden istifade edebilirler.

 

Son Güncelleme : 27-06-2009 11:29

   
Quote this article in website
Favoured
Print
Send to friend
Related articles
Save this to del.icio.us

Anahtar kelimeler : Alper Akçınar


Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2010 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Kimler Sitede?

Şuanda 7 misafir bağlı

Köşe Yazarları

Image
Tarikat mı Sakın Ha!
Image
Araçsal aklın sefaleti ve İslâm'ın "ufuklar"ı
Image
Cennete de Cehenneme de Götüren Füze: ZAMAN
Image
Günümüzde Bir "Direniş Teolojisi"ne Duyulan İhtiyaç
Image
İslam ve İctihad
Image
En büyük fetih, insanın kendi vücudunda yaptığı fetihtir!..
Image
Gazze'de insan kanı sudan ucuz mu?
Image
HAKLA BÂTILIN KOALİSYONU: UZLAŞMA
Image
Çağ tutulması
Image
ALLAH'I HAKKIYLA TAKDİR ETMEK
Image
İNSANI İNSAN YAPAN ÖZELLİKLER
Image
Peygamberimizi sevmek